Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Öte yandan AB, Türkiye’nin ulaştırma sektörüne de büyük engeller çıkarmaktadır. Örneğin Türkiye’den AB ülkelerine mal taşıyan kamyon şoförlerine sadece 3 günlük vize verilmekte ve şoför yolun yarısına vardığında vizesi bittiği için yoluna devam edememektedir. Bu Türkiye’den bir işadamının kendi ülkesinden bir şoför çalıştıramaması ve dolayısıyla AB ülkeleri vatandaşı bir şoför çalıştırmak zorunda kalması anlamına gelmektedir. Kuşkusuz burada çıkarlarını koruma görevi Türkiye’yi yönetenlere düşmektedir. Oysa Türkiye’de iktidarlar, kendi meşruluklarını Batı üzerinden sağladıkları için ülkenin çıkarlarının korunması için AB’ye baskı yapamamaktadırlar.
Yazara göre Küreselleşme, çok uluslu şirketlerin dünyayı daha iyi sömürebilmeleri için kendi çıkarlarına engel olarak gördükleri milli devletleri yıkmalarına denir. Nitekim küreselcilerden birisi, “Dünyada 200’e yakın devlet var. Bu devletlerin parçalanarak dünyadaki devlet sayısının 2000’leri bulması bizim daha fazla çıkarımızadır” demiştir.
Çok uluslu şirketler, bu amaca ulaşmak için başlıca şu araçları kullanmaktadırlar:
1. Küresel dil: Milli dillerin eğitim-öğretim ve kültür hayatından çıkarılarak yerine İngilizce’nin konulması.
2 Serbest piyasa ekonomisi: Milli devletleri ayakta tutan kamu ekonomi kuruluşlarının, özelleştirme bahanesiyle, yabancılara satılması. Ayrıca küresel sistemde, gelişmekte olan ülkelerin gümrük duvarları kaldırıldığı için ulusal şirketler, çok uluslu şirketlerle rekabet edemedikleri için iflasa sürüklenmektedirler. Böylece ekonomisi çökertilen bir ülkenin bağımsız bir devlet olarak yaşama şansı bulunmamaktadır.
3. Evrensel hukuk: Uluslar üstü hukukun, milli devletlerin yasalarının üzerine çıkartılarak,
vatandaşa devletini uluslararası hukuk kurumlarına şikâyet etme hakkının tanınması ve
böylece ulus devletin otorite ve egemenliğinin yok edilmesi. Nitekim Türkiye’de yapılan anayasa değişikliği ve çıkarılan yasalarla AB yasaları, TC yasalarının üzerine çıkartılmıştır. Gerçi Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde en çok mahkûm olan ülkelerin arasında yer aldığı için kendisi buna gerekçe hazırlamaktadır.
4. Demokrasi ve İnsan Hakları: Çok uluslu şirketler, parçalamak istedikleri milli
devlette etnik, kültürel ve dinsel azınlıklar yaratıp bunları milli devlete karşı kışkırtarak bu devletin siyasal olarak çözülmesini sağlamaktadırlar.
Yazarın bu görüşlerini Batılı bazı devlet adamları ile bilim adamları paylaşmaktadırlar. Örneğin ABD eski Dışişleri Bakanı Condalize Rice, 2006 yılında “Fas’tan Çin’e uzanan 22 ülkenin sınırlarının değişeceği”ni söylemişti. Bu ülkelerin çoğu Müslüman ülkeler olduğu gibi bunlar arasında Türkiye de vardır.
Batı dünyasında ABD, imparatorluk yapısını korurken İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika gibi ülkeler AB adı altında para, bayrak ve sınır birliğini oluşturarak bütünleşmeye giderlerken emperyalizm, kendi dışındaki dünyayı parçalamak istediğini gizlemek ihtiyacını bile duymamıştır.
Yine 1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO Toplantısı’nda İngiliz Başbakanı Margaret Teacher, şunları söylemiştir: “Sovyetler çöktü ve biz düşmansız kaldık oysa düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. O halde yeni düşmanımız İslam’dır”
Ayrıca Prof. Dr. Bernard Lewis’, Ortadoğu adlı kitabında şunları yazar: “Ortadoğu, yeni sömürgeci demokrasiyi kabul etmezse Batı, yeni bir Haçlı Seferi başlatır. Ya bizim uydumuz, demokrasi içinde zenginleşen kölelerimiz olursunuz ya da sizi Haçlı seferleri ile dağıtırız” (Taşcıoğlu, 2009). Bu düşünceler bugünlerde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşananları bütün çıplaklığı ile ortaya koymuyor mu? Nitekim Rusya Başbakanı Putin ve Fransa İçişleri Bakanı Gueant, NATO’nun Libya’ya saldırmasını, “Haçlı Seferi” olarak nitelendirdiler.
Bu projenin “Arap Baharı” adıyla uygulamaya konulması sonucu, Tunus, Fas ve Mısır’da sözde halk hareketleri olmuş fakat bu ülkelere demokrasi gelmemiş sadece lider değişiklikleri gerçekleşmiştir. Yine bu bağlamda 2011 yılı içinde Libya’da Kaddafi rejimi yıkılmış ve küreselciler bu ülkenin kaynaklarına el koymuşlardır. Şu anda parçalama sırası Suriye ve İran’a gelmiştir.
Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu